Malın Yağması | Antalya Ceza Avukatı | Avukat Alperen Erol
Malın Yağması

Malın Yağması

  • 178
  • 19 Şubat 2021, Cuma

Malın Yağması

Yağma suçu, cebir veya tehdit kullanılması suretiyle hırsızlık fiillerinin bileşmesinden oluşan bileşik yapılı bir suçtur. Aynı zamanda birden fazla hareketi içeren yağma suçunda failin; cebir veya tehdit kullanarak, iradesini kırdığı mağduru malı teslime yahut malın alınmasına karşı koymamaya mecbur etmesi gerekir. Bu durumda cebir ya da tehdidin iki farklı zaman diliminde uygulanabileceği söylenebilir: malı teslime yönelik yağmada malın alınmasından önce;malın alınmasına karşı koymamaya yönelik yağmada ise, mal alındıktan, fakat henüz mağdurun hâkimiyet alanından çıkarılmazdan evvel[17].

Zilyedinden rızasıyla alınan malın geri verilmemesi için, mağdura tehdit ya da cebir uygulanması halinde de yağmadan söz edilir[18].

Yağma suçu, niteliği itibariyle sırf hareket suçudur, “malın alınması”, bizzat fail tarafından icra edilmesi gereken bir davranış olup, fiilin neticesi değildir. Böylece suç, tipte yer alan “malın alınması” ile tamamlanır[19].

Yağma suçunda, müracaat edilen tehdit ve cebrin marifetiyle mağdurun iradesi kırılmalı, malını teslime yahut malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılmalıdır[20]. Sözlükte “bir kimsenin isteğinin aksine bir hareketi yapmaya veya yapmamaya zorlanması”[21]veyahut “istenmeyen bir hareketin yapılması için maddi baskı yapılması, iradenin fesada uğratılması”[22]şeklinde tarif edilen cebir, özgür iradeyi ortadan kaldıran, kişi üzerinde fiziksel güç kullanımıdır[23].

108 inci maddede; “bir şeyi yapması veya yapmaması ya da ken­disinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanıl­ması hâlinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur”denilmek suretiyle cebir kavramının, kişiye karşı fiziksel güç kullanılması anlamına geldiği kabul edilmiştir. Cebrin icrasıyla direnci kırılan mağdur, failin istek ve arzularına uygun hareket etmek zorunda kalmaktadır. Suçun işlenmesi bakımından, icra hareketlerinin devamı süresince mağdurun cebre maruz kalması şart değildir. Önemli olan malın alınması yahut teslimi yönünden direncin bu vesileyle kırılmış olmasıdır.Cebir, bizzat zilyede karşı gerçekleştirilebileceği gibi, malın teslimini sağlamak yahut karşı koymayı engellemek için, bir yakınına yahut çevreden yardıma gelen yahut yardımla yükümlü kimselere karşı da gerçekleştirilebilir[24].

Tehdit, kişinin psikolojik yönden mukavemetini ortadan kaldırarak onun iradesini etkisiz hale getiren bir harekettir[25]. Bu eylem ile bireyin serbest karar alabilme ya da aldığı kararlar doğrultusunda hareket edebilme özgürlüğü, gelecekte yapılacak haksız nitelikte bir fenalığın bildirilmesi sureti ile engellenmektedir. Bildirimin sözlü olması şart değildir; yazı, işaret veya davranışlarla da gerçekleştirilebilir[26].

Tehdit, mağdurun fiile boyun eğmesini sağlayacak ciddilikte bulunmalıdır. Zira ancak bu nitelikte bir tehdit, iradeyi ortadan kaldırabilir. Hâkim tehdidin bu nitelikte olup olmadığını somut olayın özelliklerine göre araştırmalıdır[27].

Yağma suçunun oluşumu yönünden, kanun koyucu tehdidin konusunu oluşturan hak ve menfaatleri açıkça göstermiş ve bu kapsamda “tehdidin kişinin kendisinin veya bir yakınının hayatına, vücut bütünlüğüne, cinsel dokunulmazlığına bir saldırı düzenleneceği veya malvarlığı yönünden büyük zarara uğratılacağından bahisle gerçekleştirilmesi” aranmıştır[28]. Diğer bir deyişle, Kanunumuz tehdidin yöneldiği değerleri sınırlı sayıda belirtmekle birlikte, tehdidin yöneldiği kişinin bizzat zilyet olmasını aramamıştır. Zilyedin yakınına yönelen tehditle de zilyedin iradesi kırılırsa yine yağma suçu oluşur. Buradaki yakından kasıt akrabalar değil, failin kendisine yakın hissettiği kişiler olarak kabul edilmelidir[29]. Bununla birlikte, olay yerinde bulunan ancak zilyedi baskı altına almak yönünden elverişli bulunmayan kimselerin tehdit edilmesi, bu suç yönünden tipik değildir[30].

Ancak unutulmamalıdır ki, tehdidin mutlaka kişinin kendisinin veya bir yakınının (tehdidin konusu); hayatına, vücut bütünlüğüne ve cinsel dokunulmazlığına bir saldırı düzenleneceği veya malvarlığı yönünden büyük zarara uğratılacağından bahisle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu değerler dışındaki hususlara dönük (örneğin, şerefi ihlal edecek görüntülerin ifşası) tehdit, yağma suçunu oluşturmaz. Bu hallerde tehdit (m.106), şantaj (m.107) gibi suçlar, şartları varsa gerçekleşebilir[31].

Cebir veya tehdidin, kişiyi, zilyetliğindeki malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya zorlamak adına uygun ve elverişli olması gerekir.

Bu noktada doktrinde[32](ve gerekçede[33]) cebir veya tehdidin yoğunluğunun ortalama bir kişi üzerinde etki göstermeye uygun olması gerektiği, aksi takdirde işlenemez suçun söz konusu olacağı, mağdurun aşırı korkak olması nedeniyle cebir veya tehdidin mağdur üzerinde etki göstermesi nedeniyle mal teslim edilmiş ya da alınmışsa yağma suçunun değil, hırsızlık suçunun oluşacağı yönünde görüş bulunmakta ise de; kanaatimizce önemli olan somut olayda uygulanan cebir veya tehdidin olayın mağduru üzerinde göstereceği etkidir. Bu noktada ortalama kişinin ne yapacağını araştırmaya gerek bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle, cebir veya tehdit somut olayda amacına ulaşmışsa artık suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Sırf mağdurun korkak bir kimse olduğundan bahisle, suçu hırsızlık kabul etmek, yaşadığı ortamda korkak bir kişi olarak bilinen kimseleri savunmasız bırakmak anlamına gelir. Kaldı ki, mağdurun bu yapısı, fail tarafından istifade edilen bir olgu da olabilir[34].

Mağdurun önceden içinde bulunduğu korkudan faydalanarak malın alınması halinde, yağma değil, hırsızlık suçu oluşur. Çünkü bu ihtimalde malın alınmasına yönelik, fail tarafından icra edilen bir cebir yahut tehdit mevcut değildir[35].

Yağma suçunda, cebrin sınırı da aşılmamış olmalı, mağdurun iradesini kıracak cebir, 86 ncı madde kapsamında kalmalıdır. Eğer sınır aşılarak 87 nci maddedeki neticesi sebebiyle ağırlaşmış haller meydana gelirse, 149 uncu maddenin 2 nci fıkrası gereğince, fail ayrıca kasten yaralamadan da cezalandırılır. Yağma suçunda uygulanan cebir sonucunda mağdur ölürse, fail ayrıca kasten öldürmeden sorumlu tutulur. Buna karşılık yağmaya yönelik olmayan bir cebir sonucu kişinin bayılması yahut ölmesinden sonra, eşyasının ya da parasının alınması, hırsızlık suçuna vücut verir.

Cebrin gerçek kişiye yönelmesi gerekir. Eşya üzerinde kullanılan zor, bu suç tipi yönünden cebir kapsamında sayılamaz[36]. Ancak eşya üzerinde kullanılan zor, mala zarar verme suçunu oluşturabileceği gibi, aynı zamanda mağdur yönünden tehdit niteliği taşıyabilir. Yağmanın varlığı, “tehdidin yöneldiği değerler” nazara alınarak tespit edilmelidir. Bununla birlikte, özellikle kapkaç eylemleri yönünden (hırsızlık), eşyaya yönelik kullanılan kuvvet, eşyanın çekip alınabilmesine imkân veren ölçünün ötesine geçerek, aynı zamanda kişinin bedeni üzerinde fiziksel bir etki de meydana getiriyorsa, bu halde yağma suçunun oluştuğundan söz edilmelidir[37].

Kanunumuzun 148 inci maddesinin 3 ‘üncü fıkrasında yer alan “cebir karinesi” üzerinde de durmak gerekir. Buna göre, mağdurun herhangi bir vasıtayla kendisini bilemeyecek ve savunamayacak bir hale getirilmesi, yağma suçunda “cebir” kapsamındadır[38]. Ancak unutulmamalıdır ki, yağma suçunda bu durumun cebir sayılabilmesi için, mağdurun kendisini bilemeyecek veya savunamayacak hale bizzat fail tarafından getirilmesi gerekir. Örneğin, kişinin içtiği çaya ilaç katılması, hipnotize edilmesi, aşırı derecede alkol içirilip, sarhoş edilmesi hallerinde cebir bulunmaktadır. Buna karşılık aldığı uyuşturucu yahut alkolün etkisinde, baygın bir şekilde yatan kimsenin cüzdanının, saatinin alınması hırsızlık suçunu oluşturur[39]. Kanımızca uygulamada, telefon dolandırıcılığı olarak nitelendirilen hadiselerin büyük çoğunluğu, mağdurun yaşı, özellikleri ve failin kullandığı vasıtalar (hipnotik telkin metotları) gözetilerek yağma suçu kapsamında nitelendirilmelidir. Uygulamamız bu açıdan, ilgili eylem karşısında yetersiz kalmaktadır.

Bu araçlar vasıtasıyla fail, malı ya bizzat almalı ya da mağdurun onu teslim etmesini sağlamalıdır. Fail, hırsızlık suçunu işlemek üzere icra hareketlerine başlamakla birlikte, malı hâkimiyet alanına henüz sokamadan yahut mal henüz zilyedinin hâkimiyetindeyken, karşılaştığı mukavemeti kırmak için cebre, tehdide müracaat ederse, artık fiil hırsızlık kapsamında olmayıp, yağmaya dönüşmüştür. Örneğin, kuyumcudan el çabukluğuyla aldığı bileziği, henüz dışarı çıkaramadan (yahut dışarı çıkarıp da oradan uzaklaşamadan) dükkân sahibinin durumu fark edip, bileziği geri istemesi üzerine, silahını çıkartarak onu tehdit eden, yumruklayarak mukavemetini kıran kişinin fiili, yağma suçunu oluşturur[40]. Buna karşılık, olay yerinden uzaklaşmasına rağmen, arkasından koşarak arayıp bulan kuyumcuya, peşini bırakması için cebir ve tehdit uygulanması, yağma değil, hırsızlık ile yaralama veya tehdit suçlarını oluşturur. 765 sayılı TCK’nın 495 inci maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan; “bir malın yağması esnasında veya akabinde fiili icra veya itmam etmek veya malı kaçırmak yahut kendisini veya şerikini cezadan kurtarmak için mal sahibine veya vaka mahalline gelen başkasına karşı cebir ve şiddet veya tehdit icra eden kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur” tarzındaki düzenleme, TCK.’ya alınmamıştır. Bu sebeple, kişinin, suç ortağını yahut kendisini yakalanmaktan kurtarmak için müracaat ettiği cebir, hırsızlığı yağmaya dönüştürmez.

Tehdit yapılırken fail ile mağdurun yüz yüze olması şart değildir. Örneğin, tehdit mektupla, elektronik postayla yahut aracılar vasıtasıyla gerçekleştirilebilir. Failin tehditte bulunurken tehdit konusunu bizzat gerçekleştireceğini söylemesi de şart değildir. Ancak her halde, failin imkân ve iktidarında gerçekleştirilecek bir kötülük olması aranır.

Malın alınması ile kullanılan cebir ve tehdit arasında nedensellik bağı olması gerekirse de, malın bizzat cebre yahut tehdide maruz kalan kişiden alınması şart değildir. Eşya başkası tarafından da teslim edilebilir. Örneğin, (A)’nın çocuğu (B)’yi kaçıran (D)’ye, serbest bırakması için para ödemesinde olduğu gibi. Bu örnekte, (B) yönünden hürriyeti tahdit suçu da gerçekleşmiştir. Yine eşyanın cebir yahut tehdit ile hem zaman olması şart değildir. Örneğin, tehdit mektubu gönderilen, telefonla tehdit edilen mağdurun, parayı bilahare vermesinde olduğu gibi[41]. Bazen cebir altında işlenen başka suçların icrası sırasında, cebrin etkisi devam ederken, mağdurun üstelik malı da alınırsa, hem cebrin araç olduğu diğer suç tipi, hem de yağma suçu gerçekleşir. Dolayısıyla bu ihtimalde, kullanılan cebir, iki suçun da aracı olabilir. Örneğin, cinsel saldırıda bulunulan mağdurun iradesini kırmak için kullanılan cebrin etkisi altında, aynı zamanda mağdurun parası da alınırsa, hem cinsel saldırı suçu hem de yağma suçu gerçekleşir[42].

Son olarak belirtelim ki, yağma suçu tamamlandıktan sonra, gerçekleştirilen cebir ve tehdit fiilleri, yağmadan bağımsız olarak değerlendirilmeli ve eylemin niteliğine göre oluşacak suç tipinden failin sorumluluğuna gidilmelidir[43].

Antalya Ceza Avukatı